Hayatım domino taşlarından ibaretmiş. Dayanaksız düşünceler, inanışlar, dostluklar, acılar, aşklar... Bir gün bir taş düşer ve diğer tüm taşları da yıkar belli bir düzen üzerinde, tıpkı hayatım gibi. Tesadüf değildir hiç bir şey. Mutlaka nedenler vardır. Hiç bir neden yine de tatmin etmiyor beni. İnandıramıyor yalnızlığımın gerekli ya da nedenli oluşuna. Aslında hep yalnızmışım! Hava da uçuşan sözcüklerimden anlamalıymışım. Beni dinler gibi bakan gözler oysa sadece duyuyorlarmış. Bana inanan yürekler sadece inanacak bir şeyler arıyorlarmış. Geriye kalan, yıkıntılar içinde ki benliğim.
Yalnızlık zehirli bir tılsımdır! Bir kere inandınız mı varlığına, bir kere girdi mi kanınıza kaçış yoktur artık. Sessiz çığlıklarım, karanlık günlerim, çoğalan sorular, silikleşen benlik ve geriye kalan tek dost yalnızlık.
Anlamaya çalışmakmış yalnızlık. Sorun ne derler; anlatırsın ama içindekiler sanki daha da büyür. Kimse fark etmez artık gülmediğini. Çünkü kimse gözlere bakarak konuşmaz. Gözlerini kimse görmez. Görmediler de! Çıktığım tüm yollar da herkesin benden alacaklarından ve bana vereceklerinden oluştu.
Çıkarlar dünyasına olan inançsızlığım, sevgiye olan inancım, AŞKI tek tutuşum, huzurun mavi rengi, müziğin yaşamsal zevki, dostluğu zirve kuşu yapışım, arkadaşlığa olan sıcaklığım hepsi yerle bir oldu: Kimisini sevdiklerim kimisini ben yıktım. Ellerimle! Yine de geriye bir şeyler kaldı. Kanayan bedenim, karanlık günlerim, kırık dökük umut parçaları...
Elbette vardı insansı hatalarım. Kırdıklarım, üzdüklerim, kanattıklarım. Diyet miydi yalnızlığım, bilmiyorum. Eğer öyleyse çok ağır oldu bu bedel. Tüm benliğimi, uzuvlarımı karıştırdı. Her bir nöronum havaya uçar oldu. Bağlantısız düşünceler sardı. Arkasından bağlantısız davranışlar. Geçecek biliyorum. Geçecek bu zehirli tılsım. Değdi ve geçecek.
İşte tüm bu düşüncelerden sonra bekleyiş sarıyor benliğimi. Ne zaman geçecek? Her bekleyişteki gibi heyecanlı değil bu bekleyiş. Acı veriyor. Dokunamıyorum ruhuma bu bekleyiş içimdeyken. Öz kütlem ne dibe batırıyor ne de yukarı çıkarıyor. Beklemediğim; bırakılan bir mesaj gibi, sırası gelmeyen bir proje gibi, yerine ulaşamayan aşk mektubu gibi.
Ruhum belki erdemlerine kavuşacak bu bekleyişte. Belki de tamamen yitireceğim benliğimi, elimde kalanları. Sonunda dibi boylayacağım belki de. Diyordu ki bir sevdiğim ''Dibi boylamak gerekir bazen kendine varabilmen için, hayata devam edebilmen için''. Belki de gereklidir yaşadığımı hissedebilmem için.
Nihayetinde kazanç ve kayıplardan kuracağım hayatımı. Bağlı olacağım birilerine, sevdiklerime; bağımlı olmayacağım ama. Elimde kalan tek şey özgürlüğe olan düşkünlüğüm olacak. Tanrı'ya olan inancımdan vazgeçmeyeceğim. Tek destekçim o değil miydi bu yalnızlıkta?
Tüm umutsuzluklarla yazılan düşünceler mutlaka barındıracak ya da yaratacak umutları. Septisizmin yollarında dolaşabileceğim ayakta kalarak. Öğreneceğim insanların kötülükleri de kullanabileceklerini. Bir gün uyandığımda güneşin sadece benim için doğduğunu hissedecek ve heyecanlanacağım yeniden yenilenen umutlarla. Belki de gizleneceğim yanılsamalarda sonsuza dek.
Sevgilerle